KAYYIM ATAMALARININ YIL DÖNÜMÜ: Yerel demokrasiyi yok etmenin sembolü: Kayyım

Friedrich Nietzsche, “Hiçbir şey düşleriniz kadar size ait değildir,” der.

Kürtler ilk defa yerel yönetimler ile ilgili düşleriyle 1977-78 yıllarında tanıştılar. Sosyalist Kürt hareketleri Diyarbakır merkezde Mehdi Zana’yı, Ağrı merkezde Urfan Alpaslan’ı, o zaman Siirt’e bağlı büyük bir ilçe olan Batman’da Edip Solmaz’ı bağımsız aday gösterip seçimleri kazandılar.

Nitekim özellikle Batman’da Edip Solmaz’ın belediye başkanlığı hazmedilemedi. Edip Solmaz başkan seçildikten 28 gün sonra, 12 Kasım 1979’da, bir suikast ile katledildi. Bu, Batman’daki ilk “fail-i meçhul” cinayet olarak kayıtlara geçti.

Edip Solmaz’ın katledilmesinin ardından 7 Aralık 1979 tarihli bir Bakanlar Kurulu kararıyla Ahmet Antep isimli bir yüzbaşı hem kaymakamlık görevine hem de belediye başkanlığına atandı. Bu atama, Kürt siyasetine, Kürt belediyeciliğine yönelik ilk kayyım uygulaması, Kürtler’in kayyımla tanışması olarak tarihe geçti.

1999’dan devam eden hikâye

1977-1978 yılları arasında yerel seçim başarıları, Kürt siyasetinin yerel yönetim hikâyesine dönüştü. Ve 1999 yılında Kürtler’in yerel yönetim hikâyesi kaldığı yerden; ama çok daha güçlü bir şekilde başladı.

1999 yılı, Kürtlerin rüyalarının bile onlardan alınmaya çalışıldığı bir yıl oldu. Amaç; korku, bezginlik ve bıkkınlık yaratıp, Kürtlerin tarihsel haklılık duygusunun aşındırılmasıydı. 1999 yılı aynı Kürtlerin dış dünya ile ilişkisinin kesilmeye çalışıldığı bir yıldı. Kürtlerin kendi düşleri dışında her şeyin aleyhlerine geliştiği böylesi bir süreçte, kararlı bir duruş kaçınılmazdı. Kürtler ya bildik gerekçelerle seçimi boykot edecek ya da kararlı bir duruşla asıl güç ve azimlerini göstereceklerdi.

Birçok seçim bölgesinde aday bulamama, provokasyonlar gibi nedenlerle aday çıkarılamamasına rağmen seçime katılmakla zor olanı seçtiler. Bu doğru ve gerekli bir karardı. Seçime giderken henüz bir “yerel yönetim” perspektifinden yoksun olsalar da arkalarında tarihsel düşün hayat bulma arayışı vardı ve o gün için bu kadarı yetiyordu.

Bir varoluş meselesi

Seçim bir yerel yönetim vaadinden çok Kürtler’in uyanışı bağlamında ele alınıyordu; adeta “Siyaset arenasında ben de varım” nidasıydı. Her Kürt, seçimi bir tür referandum, kendini kanıtlama ve varoluş meselesi olarak gördü. Bunun dışında neredeyse hiçbir beklentisi yoktu. 1999 seçiminde işte bunu başardı Kürt seçmeni. Öyle ki demokrasinin en önemli mevzilerinden olan yerel yönetimleri demokratik seçimler sonucu kazandı. Halkına hiçbir hizmet götüremese bile tarihte kendi damgasını vurduğu bir başarıya imza attı. O gün için bundan daha anlamlı ve başarılı bir şey olamazdı. 

1999, düşlerin gerçeğe dönüşebileceğini gösteren bir yıldı. HADEP bu yerel seçimlerde, Kürt kentlerinde biri büyükşehir (Diyarbakır), altısı kent (Ağrı, Batman, Bingöl, Hakkari, Siirt, Van) belediyesi olmak üzere toplam 37 belediye başkanlığı kazandı. Yerel yönetimler düzeyindeki kazanımlar günümüze kadar artarak devam etti.

1999 yılında bir düşle başlayan hikâye, 2016 yılına kadar Kürt Siyasetinin yerel yönetim alanında belirlediği ilkeler doğrultusunda yürütüldü. 2016 yılında atanan kayyımlarla ise yerel yönetimlere anti-demokratik bir şekilde el konuldu.

Mart 2019 seçimlerinde, bütün engelleme ve tehditlere rağmen Kürt halkı korkmadan iradesini ortaya koydu ve hiçbir gücün kendilerine dayatılmayacağını gösterdi. Kayyım ve benzeri figürlerin tehditlerine prim vermedi ve bir kez daha yerel yönetimlerine sahip çıktı.

Acılardan doğan siyasal bilinç

Kürt halkı, yılların acılarını merkezi hükümetlerin dağıttığı “Hepimiz kardeşiz” merhemiyle kapatmak (!) yerine, bu acıları siyasal bilincinin bir parçası haline getirdi. Bu sayede yer yer legal siyasal önderlerinden daha ileride bir düşünce ve kavrayış düzeyine erişti. Yani Kürt halkı acıyı bal eylemedi, onu bilince dönüştürdü. Bu bilinçle 90’ların sonunda başlayan hikâyeyi sessiz ama kararlı biçimde yazmayı sürdürdü.

Yerel yönetimlere kayyım atamaları, seçmen iradesine yönelik anti-demokratik bir yaptırımdan daha fazlası. Kayyım atamaları aynı zamanda yerel yönetimlerin yasal olarak kontrolünde olan yerel kaynakların, iktidarın siyasal gündemine hizmet edecek şekilde seferber edilmesinin pratik bir yolu oldu. Normal zamanlarda organize suç sayılacak yolsuzluk ve usulsüzlükler, kayyım yönetimlerinde planlı kaynak çekme ve yağma faaliyetlerine dönüştü.

En temel haklardan biri

Merhum Server Tanilli’nin “Devlet ve Demokrasi” kitabında vurguladığı gibi, “Anayasalar sadece devlet iktidarının kullanılmasını düzenleyen metinler olmayıp, başta düşünce özgürlüğü olmak üzere, insanın insan olarak en temel haklarını siyasal iktidara karşı koruyup güvence altına alan metinlerdir de. Hatta bu ikinci nokta, Anayasaların doğuşunda başta gelen bir rol oynamıştır. Bir Anayasa, eğer bunu yapmıyorsa, üstünde Anayasa da yazmış olsa, gerçek anlamda bir Anayasa değildir.”

Demokratik ilkeler ile ülkeyi yönettiğini iddia eden bir iktidar, yurttaşların en temel haklarından biri olan, “yerinden yönetim” hakkını kullanmasını engelliyor, haklarında kesinleşmiş yargı kararları olmadan seçilmişleri görevden alabiliyor ve söz konusu kurumları bir tür İl Müdürlüğüne çevirebiliyorsa o ülkenin anayasasında “Demokratik sosyal bir hukuk devleti” ibaresinin bulunmasının zaten hiçbir anlamı yoktur…

(MY/TY)

Read More

Leave Your Comments

Your email address will not be published.

Copyright 2011-2021. All Rights Reserved